ANNE VE BEBEK

BESLENME

BİLGİLER

DİYET

GÜZELLİK

MAKYAJ

MODA


H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

Kadınlar en çok dudak güzelliğine önem veriyor
Türk kadınının, güzelleşme uğruna en çok ilgi gösterdiği kozmetik ürününün ruj olduğu ve satışların saniyelerle
ifade edilen zaman dilimine kadar düştüğü bildirildi
Kadınların ilacı bağırmak
öfkelerini bağırarak gösteren kadınlar daha uzun yaşıyor.

...

SPOR

MODA

VİDEO

MAGAZİN

TATİL GEZİ

DEDE TORUN

....

Mutsuzluk şişmanlatıyor
Yapılan araştırmalara göre mutsuz ve depresif insanların daha hızlı kilo aldıkları ve bunları geri vermekte epey güçlük çektiklerini ortaya koydu
Erkek çözüm ister kadın ise paylaşmak
Kadın ve erkek neden anlaşamaz?

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

MEDYA

HABERLER

GİZLİ KLİPLER

KADIN VE GÜZELLİK

TATİL GEZİ

TEKNOLOJİ


....


« Önceki |

24/9/2008

Eli işte gözü oynaşta

Sinemaya adımını 'Şeytanın Pabucu' filmi ile atan Aysun Kayacı'dan çarpıcı açıklamalar

Mia Film'in yapımcılığını üstlendiği, yönetmenliğini Turgut Yasalar ile Hilal Bakkaloğlu'nun yaptığı 'Şeytanın Pabucu' adlı filmin çekimleri tüm hızıyla sürüyor. Önceki gün filmin Çengelköy'deki çekimlerine katılan başrol yıldızları Fatih Ürek ve Aysun Kayacı, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Aysun Kayacı, bir süredir magazin basınında rol arkadaşı Fatih Ürek'le öpüşeceğine dair çıkan haberlerle ilgili son kez konuştu. "Yokluktan dolayı benimle uğraşılıyor. Yazıldığı kadar abartılı bir popülerliğim yok. Öpüşme olayı çok uzadı böyle şeylerden hoşlanmıyorum" diyen Kayacı ekledi: "Bu öpüşme hadisesinde o kadar günahsızım ki. Ağzımı açmadım bu konuda. Senaryoda da böyle bir şey yok."

Eli işte gözü oynaşta
Kayacı, oyunculuk konusunda çok yeni bir isim olduğunu ve bu nedenle kolay rolleri seçtiğini de vurguladı. Filmde Aysel adında bir genç kızı canlandıran Kayacı, rolü için sürekli gözlem yaptığını belirtti. Aysel'in çeyiz düzen, burnunu kapının ucundan dışarı çıkarmayan, baskı altında yaşayan ve hayırlı bir kısmet bulup evlenmek isteyen bir karakter olduğuna dikkat çeken Aysun Kayacı, "Eli işte gözü oynaşta bir rol. Ama sonuçta Türk kızıyız, genlerimizde var, olacak o kadar" dedi. Filmin çekimlerinde çok eğlendiğini belirten Kayacı, Fatih Ürek'le çalışmaktan çok keyif aldığını ve onun çok yetenekli bir oyuncu olduğunu da sözlerine ekledi. Filmde kılıktan kılığa giren Fatih Ürek ise, Çengelköy'de gerçekleştirilen çekimlerde 'Hacı Abla' oldu. Ürek, "Kendimi çok garip buluyorum. İki role birden bürünmek tuhaf oluyor. Bir Burhan oluyorum, bir Hacı Abla. Etraftakiler de çok şaşırıyorlar, tanımıyorlar bazen beni ama çok güzel tepkiler alıyorum" dedi. Ürek, filmde canlandırdığı karakterleri de şu sözlerle anlattı: "Burhan diye şans oyunları oynayan ve kaybeden bir adamın, Hacı Abla yerine geçerek yaşadığı olayların gösterildiği komik bir hikaye anlatıyoruz." Merakla beklenen 'Şeytanın Pabucu', 5 Aralık'ta 200 kopya ile vizyona girecek.

Keşke Müjde Ar'a benzesem


Aysun Kayacı ve Fatih Ürek, bu haftaya damgasını vuran Müjde Ar'ın son halini çok beğendiklerini söyledi. Ürek "İlk gördüğüm yerde öpeceğim zaten. Türk Sineması'nın en seksi kadınlarından biridir. Son haliyle o zamanki yıllarına dönmüş" derken Aysun Kayacı şöyle konuştu "İnanılmaz güzel olmuş. Ben Bodrum'da görmüştüm zaten, çaya çağırmıştı. Keşke ben de ona benzesem." (Sabah),,kaynak,vatan

24/9/2008

Boşuna mı soyunduk?

       
Ünlü isimlerin yarı çıplak objektif karşısına geçtiği kampanyayı Meme Vakfı sahiplenmedi

İpek Tenolcay, Tuba Büyüküstün, Ceyda Düvenci, Sinem Güven, Burcu Kara, Bennu Yıldırımlar ve Demet Evgar gibi ünlüler, geçen hafta Meme Vakfı yararına düzenlendiği söylenen 'Rowenta ile Pembe Hayat' adlı kampanya kapsamında kamera karşısına geçmiş, meme kanserine dikkat çekmek amacıyla düzenlenen kampanya için yarı çıplak soyunan ünlü isimler göğüslerini pembe bir obje ile kapatarak Bennu Gerede'ye poz vermişti. Ancak Meme Vakfı gönderdiği bir basın açıklaması ile kampanya ile hiçbir ilgilerinin olmadığını açıkladı. Açıklamada, "Projenin vakfımız ile ilgisi yoktur. MEVA-Türkiye Meme Vakfı'na ait söylemler ve vakıf logosu izin alınmadan kullanılmıştır. Projenin hazırlanması ve basına iletilmesi sürecinde hiçbir aşamada MEVA-Türkiye Meme Vakfı bilgilendirilmemiş ve onayı alınmamıştır. İlgili kişi ve kurumlara, vakıf gönüllülerimize ve kamuoyuna duyurulur" denildi.

TARAFLAR NE DİYOR

Tuba Özküçük (Rowenta Ürün Müdürü): Amacından sapmasına üzüldük

"Bu proje bir süre once bize gazeteci dostumuz Nalan Sözer tarafından getirildi. Şirketimizden beklenen bu serginin maliyetlerini karşılamaktı. Projeye kimlerin katıldığı, kimlerin hangi oranda destek verdiği gibi konularda Nalan Sözer'in bize söylediklerini yeterli saydık ve sorgulamadık. Projenin sansasyonel bir boyuta taşınmasından dolayı üzgünüz. Meme kanserlerinde erken teşhisin önemi konusunda duyarlılık sağlayabilecek bir proje olabilirdi."

Dr. Can Gürbüz (Türkiye Meme Vakfı Başkanı): Sanatçıları ve halkı suistimal ettiler

Bir ay önce beni cep telefonundan arayan bir hanım, kendisine Meme Vakfı için ünlü kadınların resimlerini çekeceğini ve bir sergi yapacağını söyledi. Biz kendisine bir sivil toplum örgütü olarak projelere açık olduğumuzu ifade edip mutlaka bizimle bir araya gelerek bu konuyu tüm detayları ile görüşmesi gerektiğini ilettik. Ancak daha sonra konuyla ilgili bizimle irtibata geçen olmadı. Bu olayı sanatçıların ve halkın iyi niyetini suistimal olarak değerlendiriyoruz. Bu kampanyayı biz de basından duyduk. Herhangi bir girişimde bulunmadan önce, konunun hangi kaynaktan ve ne şekilde basına iletildiğini araştırmak ve olayı netleştirmek için zamana ihtiyacımız vardı.

Nalan Sözer (Projeyi üstlenen firma yetkilisi)

"Kadınların erken teşhis konusunda daha duyarlı davranması için onların tanıdıkları ünlülerin katılacağı bir proje düşündüm. Meme Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı'nın sözlü onayından sonra bana yollanan bilgi ve logoyu basına gönderilen bültene ekledim. Ancak karşılıklı olarak yazılı bir sözleşme imzalanmadı. Fakat ne yazık ki bazı yayınlarda ünlülerin fotoğraf çektirmeyi kabul etme nedenleri ihmal edilerek sadece poz verme biçimleri üzerinde duruldu. Ayrıca basına gönderilen bültende, projenin Meme Vakfı'nın Meme Kanseriyle Mücadelesine destek vermek amacıyla yapıldığı hususu özellikle belirtilmiş olmasına rağmen, proje ne yazık ki basın tarafından Meme Vakfı’nın projesi olarak ifade edilmiştir. Böyle olunca kampanya için gönüllü olan bazı sanatçı dostlarım, Meme Vakfı ve sergi sponsoru olan şirket fevkalade rahatsız oldular. Bunun için üzgünüm."

Poz veren ünlüler ne diyor

Sinem Güven: Benim de sizler gibi geniş anlamda bir bilgim yok. Ben Meme Vakfı yararına bu pozu verdim. Şimdi ben de anlamadım durumu. Ortada vakıfla konuşulmamışken neden vakfın ismi kullanılsın ki. Ama onların haberi olmadan böyle bir işe kalkışılamayacağını düşünüyorum.

Burcu Kara: Benim de annem kanserdi. İnsanları bilgilendirmek için böyle bir projede yer almayı kayıtsız şartsız istedim. Arkasında Meme Vakfı var ya da yok bilmiyorum.

Bennu Yıldırımlar: Biz Meme Vakfı ile ortaklaşa yaptık bu çalışmayı. Onlardan bağımsız hareket edilmedi.,,kaynak,vatan

19/9/2008

Bunların ar damarı çatlamış'

Ahmet Hakan ile Suna Vidinli arasındaki tartışma devam ediyor. Hakan son olarak Vidinli'yi yalancılıkla, Erdoğan'ı ise dedikoduya inanmakla suçladı

Gerçekten de ar damarları çatlamış

BU bir "saadet zinciri" öyküsüdür...

Halkaları da ilmek ilmek örülmüştür...

Bu öyküdeki ayıpları keşfetmek için biraz "aile terbiyesi" yeter de artar bile...

Ancak...

Ayıpları keşifte zorlananlara zincirin halkalarını baştan sona ortaya koymak elzemdir...

İşte o halkalar:

* * *

BİRİNCİ AYIP: Bir mekánda yemek yiyen gazetecilerin masasına, "uzun kulaklı bir kız" sarkar... Kızın tek kusuru, kulaklarının "Midas’ın kulakları" gibi olması değildir... Ayrıca yalancıdır bu kız... O masada işitmediklerini "işittim" diyebilecek tıynettedir...

İKİNCİ AYIP: "Uzun kulaklı kız", yalanlarını da yanına alarak, bir koşu çalıştığı Çalık Grubu’nun CEO’su olan "Damat Bey"e gider... "Ay size bir şey anlatacağım... Çok hoşunuza gidecek vallahi" diyerek başlar yalanlarını anlatmaya... Kızımız, şirketteki yerini sağlamlaştırmak amacındadır...


ÜÇÜNCÜ AYIP: Dedikoduyu alan "Damat Bey", hemen telefona sarılarak "kayınpeder"ini arar... Sevinçli bir telaş içinde, "Baba... Babacığım... Size çok önemli bir bilgi vereceğim... Bizim burada çalışan uzun kulaklı bir kız var... O yan masadan dinlemiş... Hürriyet yazarları Bebek’te bir balıkçıda patronlarının aleyhinde konuşuyormuş" der... "Kayınpeder", şöyle bir öfkelenip, "Evladım... Koskoca bir Başbakan’ı, böyle dedikodularla ne diye meşgul ediyorsun" diye çıkışmak yerine, bu dedikoduyu, üstelik doğru olmayan bu dedikoduyu "Büyük Şişli Nutku" için not alır...

DÖRDÜNCÜ AYIP: Şişli’de parti kongresi... "Kayınpeder", gırtlağını patlatırcasına nutuk irat etmektedir... Ve söz, "uzun kulaklı kız"ın yalanlarla bezeli dedikodusuna gelir... 14 televizyonun canlı yayınladığı ve cümle álemin ekran başında ilgiyle izlediği konuşmada "Koskoca" Başbakan, "damattan gelen dedikodu"yu, ballandırarak milletinin dikkatine sunar... Bunu yaparken bir "kulak"tan söz eder... Ama "uzun kulaklı kız"ın adı, bu konuşmada "yerin kulağı" haline dönüşmüştür...

BEŞİNCİ AYIP: Bu arada "uzun kulaklı kız"ın yalanlarla bezeli dedikodusu, iktidar partisinin iletişiminden sorumlu Edibe Hanım’ın da kulağına gider... Edibe Hanım da bu dedikoduyu, partinin iletişiminde kullanmaktan zerre kadar imtina etmez. Onun amacı da zılgıt yediği Başbakan’ın yeniden gözüne girmektir...

* * *

Bu öyküde "dedikodu" var...

Bu öyküde "yan masaya sarkma" var...

Bu öyküde "yalan" var...

Bu öyküde "sıradan aile terbiyesi" eksikliği var...

Bu öyküde "gammazlama" var...

Bu öyküde "milletin en tepesindekilerin dedikoduya tenezzül etmesi" var...

Bu öyküde "jurnalcilik" var...

Bu öyküde "yandaş medya elemanlarının, Abdülhamid dönemi hafiyeleri gibi kullanılması" var...

Bu öyküde "siyasette damat tüyosundan yararlanma" var...

Kısacası var oğlu var...

Ne diyelim?

Belki de Tayyip Bey’den bir "alıntı" yapmanın tam zamanıdır...

Ne diye bağırıyordu Şişli’de Tayyip Bey?

"Bunların ar damarı çatlamış!"

Bebek restoranlarında dikkat edilecek hususlar

BİR: Restoran sahiplerinden "Dikkat! Suna kulağını uzatabilir" şeklindeki bir ilanı kapıya yatıştırmalarını isteyebilirsiniz...

İKİ: Diyelim ki bir Bebek restoranına girdiniz... Baktınız ki Suna içeride... Eğer Başbakan’a bir "mesaj" iletmek istiyorsanız, lütfen ayağınıza kadar gelen bu fırsatı kaçırmayın...

ÜÇ: Bebek restoranlarında arkadaşlarınızla mavra yapıp eğlenirken, bir kulağın yandan yandan sizin masaya doğru sarktığını görürseniz sakın telaşlanmayın... Meseleyi siyasete getirmediğiniz müddetçe sorun yok...

DÖRT: Bebek’te bir restorana gitmeden önce, "Uzatılan kulaktan yararlanma yöntemleri" hususunda iyice pişmenizde yarar vardır... Mesela, kulak uzatıldığında hemen "Helal olsun Tayyip’e" falan deyin... Böylece hükümetimizin halkın nabzını tutma amaçlı çalışmalarını baltalamış olursunuz...


BEŞ: Diyelim ki Bebek restoranlarından birindesiniz... Kulak uzatılmış... Hemen konuyu değiştirip, "Midas’ın kulakları" oyunundan "Midas’ın kulakları / Eşek kulakları" repliğini söyleyebilirsiniz...

Babahan’a not

SABAH’ın Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, "Nazlı Ilıcak’ın yazıları ne oldu?" meselesine, "Biz yazarımızın yazılarına ne müdahale ettik, ne de son verdik sevgili Ahmet, sadece sayfa düzenlemesine gittik" diye yazarak açıklık getirmiş...

Sevindim... Gerçekten sevindim... Basın özgürlüğü adına sevindim...

Çünkü ben, Nazlı Ilıcak’ın yazılarının yayınlanmaması konusuna, "Şahane bir malzeme... Yararlanayım şundan" duygusuyla yaklaşmadım / yaklaşmıyorum...

Bu nedenle Ergun Babahan’ın verdiği bu bilgi, beni ancak memnun eder...,kaynak,vatan

19/9/2008

Fırat'tan Baykal'a 'vergi kaçırdı' iması

AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, NTV'de katıldığı canlı yayında CHP lideri Deniz Baykal'ın vergi kaçırdığı imasında bulundu. Baykal'ın avukatlık döneminde hep zarar bildirdiğini hatırlatan Fırat, "Hiç vergi ödememiş. Bir kere bunu açıklasın" dedi. Baykal'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı mal beyanında arsa ve nakit belirttiğini söyleyen Fırat, şöyle devam etti:

BORSA SPEKÜLASYONU
"O dönemde yapmış olduğu borsa spekülasyonları ne oldu? 2001 tarihli gazetelerde var. (Zaman-Aydınlık) İş Bankası AB- C tipi hisse senetleri halka arzedilmiştir. Bunun dışında kişilerin alım yapmaması gerekirken Nuh Çimento'dan Anadolu Hayat'tan hisse almıştır. Bunlar İş Bankası iştirakleridir. Bir kısmını kendi adına bir kısmını eşi ve kızı adına almıştır. 3. kişiler üzerinden alım yapmıştır. Bunlardan biri de İş Bankası'na atanan Yönetim Kurulu Başkanı'nın şoförü adına yapılan alımlardır. Baykal İş Bankası hisse senetlerini neden göstermedi?"kaynak,sabah

19/9/2008

Başbakan'dan boykot çağrısı

Erdoğan, parti teşkilatına, isim vermeden Doğan Grubu'na bağlı gazeteleri satın almamaları yönünde çağrı yaptı ve "Bu gazeteleri evinize sokmayın" dedi..
AK Parti Ankara İl Teşkilatı'nın Bilkent Otel'de verdiği iftar yemeğine katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Feneri davası sürecinde Doğan Grubu ile yaşadığı gerginliği yeni bir boyuta taşıdı. Erdoğan, isim vermeden partilileri grup gazetelerini boykot etmeye çağırdı. Erdoğan şunları söyledi: "Bu ülkede medya güvenilirliğini yitirmiştir, kendini bitirmiştir. Partimin mensupları olarak yalan yanlış yazan medya karşısında sizler de kampanyanızı yapın ve bu gazeteleri evinize sokmayın. Bunu başka türlü değerlendirebilirler. Siz bize karşı yalan yanlış bu tür kampanyalar yapıyorsunuz. Biz de size karşı en doğal kampanyamızı başlatıyoruz. Almayacağız. Hangi dilden anlarsanız, o dilden konuşacağız. Biz bu ülkede hizmetlerimizi canla başla sürdürürken bir de sizinle mi uğraşacağız. Bizim işimiz, gücümüz var arkadaşlar."

DEDİKODULARA YANIT VERDİ
Başbakan Erdoğan, muhalefetten yapılan, "Her seçmene birer Cumhuriyet altını dağıtıyorlar" iddiasına da tepki gösterdi. "Düşünebiliyor musunuz 16 milyon 500 bin Cumhuriyet altını dağıttık. Bunlar hesap da bilmiyorlar" diye konuşan Erdoğan, bir televizyon programında yapılan, "Başbakan'ın 1 milyar doları var" değerlendirmesine de tepkisini şöyle dile getirdi: "Bir tane moderatör, kendisine saygım da olan bir insan beni dolar milyarderi olmakla suçluyor. Yazıklar olsun, ya sen hesap bilmiyorsun, ya matematik. Ya da hiç kitap okumadın. Dolar milyarderi ne demek? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına bunu nasıl yakıştırıyorsun? Bizi dolar milyarderi olarak tasnif ediyorlar, sonra işin içinden çıkamıyorlar. Geri vitese takıyorlar."

"ELEŞTİRİ YERİNE İFTİRA"
Muhalefetin yapıcı eleştirilerini saygıyla karşılayacaklarını belirten Başbakan, "Eleştiri yerine iftira atılıyor, kara çalınıyor. Siyaset yalanlarla yapılmaya çalışılıyorsa buna itirazımız olur. Onlar siyaset minderinin dışına çıkarak orada güreşmek istiyorlar. Ama biz diyoruz ki siyaset minderde yapılır. Yapılanlara kara çalmaya, hükümetin hızını kesmek için kampanyalar düzenlemeye devam edeceğiz diyorsanız, gereken cevabı alacağınızı da iyi bilin" dedi. Erdoğan ayrıca martta yapılacak yerel seçimin startını da vererek teşkilata çalışmaları telkininde bulundu.,kaynak,sabah

19/9/2008

Gökçe'yi mezarlıkta Kemal Sunal'la tanıştırdı

Ali Sunal bir süredir birlikte olduğu Gökçe Bahadır'ı, babası Kemal Sunal'ın mezarına götürdüğünü söyledi: Bu kadar değerli bir insanı, babam da tanısın istedim. Umarım; bizi hissetmiştir..Bazı röportajlarda, "Keşke bu söyleşiyi kare kare görüntüleyebilseydik de, şu anların gerçekliğine herkes tanık olabilseydi" diye geçiririm içimden. Bütün gerçeklerin can yakmadığını kanıtlamak isterim sanki... Ya da etrafta latfa değil, gerçekten 'insan' olanların hala var olduğunu... Ali Sunal'la rol aldığı 'Benim Annem Bir Melek' adlı dizinin setinde buluştuğumda, içimden sık sık bu ses yükseldi. Mesleğine duyduğu aşkı, babası Kemal Sunal'a olan özlemini, sevgilisi Gökçe Bahadır'ın hayatındaki yerini anlatırken bakışları, ifadesi ve ses tonu o kadar gerçekti ki... Kah gamze gamze güldü, kah gözleri nemlendi. İçimden bazen 'İşte budur ya!', bazen de 'Kıyamam' diyerek ona sarılmak geldi... 22 Eylül, Ali Sunal'ın doğum günü... 31 yaşına basıyor. Mumlarını üflerken; 'Her şey çok güzel olsun' diye, dilek tutacakmış içinden. Bu 'her şey'in ne olduğu; Allah'la onun arasında... Her dileğinin gerçek olduğu nice mutlu yıllara...

KIZDAN ÇOK AİLESİNE BAKARIM!

* Önce diziden konuşalım. Canlandırdığınız 'Çetin' karakteriyle aranız nasıl?
Ben Çetin'i çok seviyorum. Çok tatlı, çok can bir adam. En yakın arkadaşımın onun gibi biri olmasını çok isterdim. Aile yapısı da tam benim istediğim gibi. Çok birbirine bağlı bir aile. Çetin, karısına çok aşık bir adam. Bir tane çocukları var. İki de olabilir mesela o. (Gülüyor)

* Kendiniz için de çok çocuklu bir aile mi istiyorsunuz ileride?
Ben hep kendi ailemi örnek aldım. İki çocuk güzel ya... Aile gerçekten çok önemli. 'Evlenirken sevdiğin insanı almıyorsun, onun ailesini alıyorsun' lafı çok doğru. Aile ile uyuşulamazsa, ne kadar seversen sev; o iş olmaz. Yanlış olur.

* Yani bir kızın aşkından ölseniz bile ailesiyle anlaşamazsanız, evlenmez misiniz o kızla?
O tarihten itibaren o kadar ölmem o kız için.

* Aşkın gözü kör değil mi artık yani?
Kördür ama ciddi kararlar almaya başladığınızda açılabilir. (Gülüyor) O kararlar, hayat arkadaşlığıyla ilgili kararlar çünkü. Aşkın gözü kördür mantığıyla evliliğe dalanların çoğu, şu anda birbirleriyle konuşmuyor. Ben bir kere yapmak istiyorum bu işi. O yüzden de çok hassasım.

ŞAKALAŞMAKTAN HOŞLANMAM!
* Oysa insanların çoğu ya evlenmek istemiyor ya da defalarca evlenip boşanıyor artık...
Kader, kısmet bu işler. Bak bir sene sonra konuşuyoruz seninle; ikimiz de yine aynı yerdeyiz. Bekarız yani. (Kahkahalar)

* Ama ben size uğurlu geldim. Siz, o röportajdan sonra çok güzel bir aşk yaşamaya başladınız. Şimdi uğurlu gelme sırası sizde...
İnşallah. (Kahkahalar) Bu arada aileden konu açılmışken; dizide de aile gibi olduk. Çok gerçek geliyor dizi bana. Öyle ki; ortada iyi bir senaryo hatta dekor bile olmasa, biz herhangi bir yerde oturup ekipçe akşam yemeği yesek ve televizyon bunu yayınlasa bile, iş yapar. (Gülüyor)

* Hep komedilerde mi izleyeceğiz sizi?
Ben sadece bu dizide oynadığım için tiyatroda bir komedi oyununda rol almayı reddettim. Artık başka şeyler oynamak istiyorum. Komedi yapmanın, çok sıkıntılı bir yanı var. İnsanlar seni kendilerine yakın görüyor. Seninle şakalaşmaya çalışıyor. Ben de hiç hoşlanmam öyle şeylerden.

* Hiç yolda, gelip yüzünüzü okşayanlar, makas alanlar filan oluyor mu?
Bazen suratımı ellerinin arasına alıp; 'Canım benim' diye okşayan teyzeler oluyor...

* Bu durum rahatsız ediyor mu sizi?
Yok. Çok tatlılar ya... Ben sadece çok utanıyorum, çekiniyorum. Mesela röportajdan önce telefonla konuşuyordum. Kapatıp sana doğru gelirken, geri döndüm. Hani geçen röportajda senin 'maske' diye nitelendirdiğin o sert tavrım var ya; o lanet olası şeyi bir türlü atamadım.

* Türkiye'nin en ünlü sanatçısının oğlusunuz. Alışık olmalısınız ilgiye...
Evet ama babam bizimle birlikteyken, ünlü biri gibi değildi. Ben de normal biri gibi yaşıyorum ve insanlar gelip bana sevgi gösterince, şaşırıyorum.

GÖKÇE MAKAS ALABİLİR!

* Tanıdıklarınızın yanaklarınızı sıkıştırmasından, sizden makas almasından hoşlanır mısınız?
Çocukken, yanaklarım mor gezermişim. Sokakta görenler sıkıştırırmış, annemler yanaklarımı ısırırmış. O yüzden, benden makas alınmasından nefret ederim.

* Gökçe Hanım almıyor mu?
Almıyor. Fena yaparım alırsa. (Kahkahalar) Yok, o alır ya! Bir şey olmaz!

* Babanızın ölüm yıldönümünde, "Ne zaman Sezen Aksu'nun 'Yol Arkadaşım' adlı parçasını dinlesem, babamı hatırlıyorum" dediniz...
Babamla ilgili röportaj yapmayı sevmiyorum aslında. (Gözleri doluyor) O parçayı çok önceden Sezen Aksu'nun bir Harbiye Açıkhava konserinde dinlemiştim ve acayip ağlamıştım.

* Şarkıda, 'Uzun uzun konuşuruz bir gün son İstanbul beyi' diye bir cümle var. Şimdi Kemal Bey karşınızda olsa, ne derdiniz ona?
(Uzun uzun yutkunuyor) Her zamanki gibi; önce konuşmayı seçmezdik. Özlemle, uzun uzun birbirimize bakardık. Sonra da kemikleri çatırdatırcasına sarılırdık. Konuşmak çok sonra gelirdi. Bilmiyorum ki ya... Bayılırdım belki de...

* Gökçe Hanım'ı da anlatır mıydınız?
Ben tanıştırdım Gökçe'yi babamla. (Gözleri doluyor) Belki çoğu insan orayı bir mermer ve topraktan ibaret görüyor ama bilmiyorum. Böyle saçma sapan şeyler yapıyor arada insan.

* Saçma sapan mı? Bence çok özel bir an...
Hayat nasıl devam eder, ne gibi sürprizler hazırlar bilmiyorum ama karşımdaki insan çok değerli ve çok iyi biri. Bu kadar düzgün bir insanı, babamın da tanımasını çok isterdim.

* Bence kesinlikle hissetmiştir sizi...
Vallahi ben tanıştırdım, kendi bilir. (Gözleri dolu dolu, gülüyor) Ece, geçen röportajda çok eğlenmiştik. Bu, niye bu kadar duygusal oldu ya!

DOĞUM GÜNÜMÜ UNUTMAYIN!

* Konuyu dağıtalım. Bu pazar yaşgününüz...
Evet; unutursan yandın. (Gülüyor) Yaşgünümde hatırlanmak isterim. Hediye alıp vermeyi, sürprizleri pek sevmem. Stres oluyorum, bunalıma giriyorum doğum günlerimde. Enteresan bir adamım. Gelmesin benim doğum günüm, olmasın! Böyle hastalıklarım var işte. (Gülüyor)

* Peki pastanızı üflerken ne dileyeceksiniz?
Bak, o dilek tutma kısmını hiç atlamam. "Her şey çok güzel olsun" diyeceğim.

* Evlenmeye dair bir dileğiniz olacak mı? Önceki röportajımızda, "Doğru kızı bulursam, gözünün yaşına bakmam" demiştiniz bana...
Her şey güzel giderse, gözünün yaşına bakmam tabii. (Gülüyor) Çok şükür, şimdilik bir arıza yok. Ama verilmiş kesin bir karar da yok.

Google

....
Blogcu ile yapıldı